22 Ocak 2021 Cuma

Yeni Çağ: Peki Ne kadar Özgürsün?

Podcast için uzun zamandır içime en sinen kaydı yaptım, ancak kayıtta bir arıza olmuş ses Deşifre programındaki gizli ses kayıtları gibi. Sesi temizlemeye veya yükseltmeye çalıştım ancak başarılı olmadı. Yalan yok sinirlendim, çünkü 19 dakikaydı ve boşa gitti kayıt. Çok emek verdiğimiz bir şey çöpe gittiğinde doğal olarak düş kırıklığına uğrarız. Ve şahsen bu olduğunda heves kaybı yaşarım. Heves gidince bir şeyi tekrar yapmak zordur. Onun yerine boyutunu değiştirebiliriz. Bu sebeple ben de yazıya dökmek istedim.

O kadar Kova çağı "Ay aman ne kadar özgürleşiyoruz" dedik ama, pardon bir şey sormak istiyorum ne kadar özgürsün gerçekten?

Hayatın kısır döngüsü içinde çok özgürüm, farklıyım naraları attığımız bu evrende ne kadar özgürüz biz?


Gerçekten.... İtinayla aldığın büyük ekran sofistike televizyon, en son model mobilya takımı, banka kredileri ve nefret ettiğin iş arkadaşları yok mu hayatında? Aslında seni kendinden bile nefret ettiren tahammül edemediğin ama yapışıp kaldığın bir ilişki? Eline yapışmış olan telefon? Ödenecek borçlar. Beklentiler. Aile içi rekabet. Terfi alacak mıyım? Evlenecek miyim? Çocuk doğuracak mıyım? Hadi doğurdum ne kadar süper bakımlı, fit, çocuğuna en düşkün anne olacak mıyım? Kendi doğum günü partim? Cinsiyet belirleme partisi? Çocuğun bile anlamadığı ancak anne-babanın "düşman çatlattığı" bol gıda boyalı yaş günleri? Kınasını yapıp evlenmezse hayatının sonunun geleceğine inananlar? Çirkinim diye koşullanıp bedenini kendini sevmeyenler? Beş ay önceden altı taksitle popüler turistik merkezlerde yarış halinde "eğlenmeye" çalışanlar? Böyle gelmiş böyle gider diye hiçbir şey yapmamayı seçenler? Sürekli başkasına akıl verip kendisi her zaman en yanlışı yapanlar? İçki masasında hayallere dalıp açacağı o restorantı aslında asla açmayıp maaş+özel sigorta diye yaşamaya devam edecek olanlar? Enerji, ışık, sevgi, çakra diye coşup özünde en kanayan yaraya tampon yapmayanlar? Aydınlandım diye hava atıp aslında hiç aydınlanmamanın paradoksunu yaşayanlar? Ben daha sabaha kadar yazarım, sen hangisisin?

Ben hangisiyim? 20'li yaşlarımda bunlardan bir kısmını yapmazsam ben de öleceğimi düşünüyordum. Mutlaka terfilerimi almalıydım hem de hızlı hızlı. Süper bir ilişkim olmalıydı hatta evlenmeliydim, akabinde asi tarzlı bir evli kadın kurumsal olsam da aslında düzenin insanıydım. İki metal konserinde kafa sallayınca "özgür" oluyor, ama yine nefret ettiğim bana mobbing yapan bir patrona günaydın demem gerekiyordu. Toplum bizden evlenince çocuk yapmamızı istiyordu. Yapmayınca imalarıyla zorluyordu. Dedim ya sözde pek uçarıydım ama beni zincirlere vuran bin tane bağ vardı. Hayatlarımız, ilişkilerimiz, kaç beden olduğumuz masada oldukça pardon da hangi özgürlükten bahsediyoruz...

Bu illüzyon içinde kaybolduğumu anlamam zaman aldı. Hırslı bir insanım ve kayboluyordum bu döngülerde. Ancak bir gün kendi kendime şunu dedim: "Bu benim gerçekten istediğim hayat mı?"

Çocukken kurduğumuz düşler saf, biricik ve tertemizdir. Çünkü içimizdeki koşullanmalar ve dış dünyanın baskısıyla kirlenmemiştir. Hayır, istediğim hayatla alakası yoktu bu hayatın. Ben çocukken dergi yapıyor insanlara gökyüzü ve dinozorları anlatıyordum. Yazı yazıyordum. Konuşuyordum. Anlatıyordum. Oysa burada içimde karın ağrısıyla performans görüşmemi bekliyordum. 

Bu işe geçiş sürecim için eğitimime başlamıştım. Yaptığım planı uygulamaya koyarken kaos da bana yardım etti. Hayatım darmadağın oldu. Hani çok severiz ya Fight Club'ı. "Ayh Tyler Durden ne mantıklı konuşuyoo" Ya hangi Fight hangi Club? Elinde seni köle eden telefonun, araban, insan ilişkilerin, beğenilme ve odak arzun dururken hangi kulüp?

Gerçek aydınlanma aslında sıfır noktasında gelebiliyor. Her şeyi kaybedince üretmeye başlamak.

O esnada yavaş yavaş şu noktayı düşünmeye başladım: Bir şeyleri elbette yapacağız, çünkü komün değiliz ve ormanda geyik avlayıp yaşamayı seçmiyoruz. Ben şahsen seçmiyorum. Ama Zion'da yaşayanlar Matrix'e nasıl giriyorsa böyle bir hayat niye mümkün olmasın... 

Elbette asla gerçekten özgür değilim, kordonum var, o sisteme bağlıyım. Tam özgürlük nedir sabaha kadar tartışılabilir. Tek tesellim an azından itaat edeceğim bir yer yok. Bu fikri hep sevdim. Daha almam gereken çok fazla yol var, ama en azından o duvarı yıkıp kordonu yırtmaya başladığımı hissediyorum. Belki bu da başka bir illüzyondur.

Asla emin olamayacağız ki... Son durak, korku. Her şeyi geride bıraksan da o zaman da onları kaybetme korkusu devrede. Son imtihan, son kapı.

Kimse hakikati burada bulmak zorunda değil, bu benim kendi arayışım. Ama senin özgürlük tanımın nedir? 

Ona yakın mısın? Özgürlüğü de geçtim mutluluk tanımın nedir?

Sürekli bir şeye, insana, kuruma, yere ait olmaya çalışıyoruz. Oysaki içinde bulunduğumuz beden bile bize ödünç. Vadesi dolunca çıkıp gideceğiz bu bedenden. Her yerden. O zaman neden illaki kendimizi noksan hissetmek, bir yere yapışmaya çalışmak niye?

Her şeyi sevip değer verebiliriz, ancak o şeyle birleşmek, onunla aynı kapta buluşmak zorunda değiliz. 

Ve o şey iyi ya da kötü olsun bir süre sonra benzeşme başlayacaktır. Ve unutma, "Eğer uçuruma bakarsan, bir süre sonra uçurum da sana bakar." 

Bütünleşmeye çalıştığımız şeyler bizi ele geçirir, ruh saflığını kaybeder. 

Oysaki ruh ilk başta pürüzsüz ve tek parça. Ama giderek yıpranıyor, parçalanıyor hayatın ve insanların değirmenlerinde.

Ben ruhumu geri almak için bu yollara çıktım, başarabilir miyim bilmiyorum, ancak deneyeceğim.

Her şey ayrı ve biriciktir, ancak hepsi bütünün bilgisini taşır. Leibniz'in Monad teoremi. Evet aslında herşey ayrı ve aynı; ama biz bunu adeta salçaya soğan atıp kavurmak gibi muamele ediyoruz. "Bir" olmak senin diğer şeylerle değil makroyla olan görevin. Daha sen kendinle bir olamazsan, nasıl her şeyle bir olacaksın ki?

Kendini küçümseme. Nefret etme. Cezalandırma.

Ne mükemmelsin ne de bir hata. Gri. Her şey gibi. Terazinin iki kefesinde aklın ve kalbin var.

Dengeye ulaşmak veya yok etmek. Ancak dengeye ve her şeye giden kapının asıl anahtarı yine kendimizde.

Onu başka suretler ve şeyler üzerinde aradıkça sadece o şeyin zahiri yansımasına bakacağız.

Aynaya bakma, ellerinle yüzüne dokun. Yüzünü hisset. 

Özgürlük, gerçekleşmesi istenen yüksek hayaller mi? O zaman harekete geç. Bir şeyler yap.

Boş konuşup acabaları sıraladığımız her an bize ayrılan yayın süresinden çalıyoruz.

Ya da kabullen. Evet eğer yolun şu anki hayatınsa diğer bir erdem devreye girer: Kabullenmek. 

Ya kabul, ya değişim. Arasındaki söylenme bir yol değil, bir araf ve bir kaçınma metodu. Oysa kabul de çok güçlü ve zor bir yoldur.

Hangi kapıyı seçersen seç özgür ve mutlu olmanı dilerim.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder