mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mitoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2020 Cuma

Türk Mitolojisi


Türk Mitolojisi inanılmaz derinliğe büyülü sahip bir dünya. İçerisine girdiğiniz zaman Şamanizm odağı içerisinde büyük zenginlik içeren ucu bucağı belli olmayan bir dünyaya adım atmış oluyorsunuz. Hun Devleti resmi kayıtlara göre M.Ö 220 yılında kuruldu. Ön Türk devletlerinden biri olarak kabul edilen İskitler ise M.Ö 800 yılında varlık gösteriyor. Bazı araştırmalar uygarlığın kökeninin çok daha eski bir zamana ait olduğunu iddia etmekte. Ancak ilk yazılı Türk tarihi kaydı olan Orhun Kitabeleri 735 yılına aittir. Yani mitoloji ve bilgelik sözlü şekilde kuşaktan kuşağa aktarılmıştır.


Maalesef Türk mitolojisi okul kitaplarında çok kısa bir şekilde geçiştirilirdi. Şu anda hala öyle mi açıkçası bilmiyorum. Ancak mitoloji meraklıları genelde Yunan, Mısır, İskandinav mitolojilerini okuyarak bu tutkuya kapılırlar. Oysa ki kendi kültürlerine ait devasa bir evrenin olduğunu ilk başta bilmezler. Çünkü bu kavramın derinliği ve önemini gözlerinin önüne getirecek bir mekanizma da pek yoktur. Neyse ki son yıllarda bu konuyla ilgili gerçekten güzel kitaplar yayınlanmaya başlandı, keza çeşitli videolar da çekiliyor. Umarım devamı gelir.

Bu yazıda size Türk Mitolojisindeki bazı önemli figürleri tanıtmak istiyorum.

TENGRİ: (Tanrı, Gökyüzü) Orhun yazıtlarında ilk çözümlenen kelime budur. Baş yaratıcı güçtür. Tengricilik bir inanç biçimidir. Tengri’nin diğer göksel varlıklardan ayrıldığı en önemli konu kişiselleştirilmemesidir. Yani diğer tüm varlıkların insani bir görüntüsü vardır, ancak Tengri’nin yoktur. Tengricilik animizm kökenlidir ve doğadaki her şeyin bir ruhu olduğuna inanılır. Tengri baş ruhtur ve her şeyin toplamıdır. Sonsuz mavi gökyüzü ile tasvir edilir, Gök Tanrı deyişi buradan gelir. “Sonsuz Gök” olarak da adlandırılır. Doğadaki dengeler, mevsimler hepsi onun iradesindedir. Ve Tengri tektir, çifti yoktur, yardımcısı da yoktur. Yaratılışın sembolüdür.


KAYRA HAN: Tengri’nin oğludur ve Türk mitolojisinde Tengri’den sonra en güçlü varlıktır. Göğün 17. Katında oturduğu söylenir. Türk kozmolojisi ve mitolojisinde en önemli konulardan biri olan “Yaşam Ağacını” kendisi dikmiştir. Göğüs katları bu ağaç üzerinde sıralanır. Bu ağaç dokuz dallı bir çamdır ve Kayra Han’ın dokuz tane ayrı kökten Türk ulusunun dünyaya yayılmasını istemesini sembolize eder. Tengri tüm alemi yaratmıştır, Kayra Han ise dünyanın yaratılış ve sonu hakkında söz sahibidir. Üç oğlu vardır: Ülgen, Mergen ve Kızagan. Ülgen; Kayra Han’ın merhamet ve iyiliğini, Mergen aklını ve bilgeliğini, Kızagan ise öfkesini ve intikamını temsil ederdi.

ÜLGEN: Ülgen Kayra Han’ın kıymetli oğludur ve göğün 16. Katında oturur. Türk kozmolojisinde Gök Âlemi 17, Yeraltı alemi 9 kattır bunun merkezinde “Dünyalar Ağacı” bulunur. Şamanların uygun eğitim ve koşullarda bu katlar arasında seyahat edebildiğine inanılırdı.  Ülgen gökyüzü ve hava olaylarıyla ilgilidir, yağmur, fırtınalar, gök gürültüsü onun eseridir. İnsanlara ateşi yakmayı öğretmiştir. Ak taşla kara taşı birbirine çalınca ateş oluşmuştur. Şimşeği bir silah olarak kullanabilir. Bu açıdan Zeus’la benzerliği vardır. Ancak karakter olarak alakasızdır. Ülgen insanlar ve hatta dünyadan çok uzaklarda yaşar. İki yanında iki parlak ak Güneş bulunur. Yedi oğlu, dokuz kızı bulunur.


ERLİK: İşte Ülgen’in meşhur belalısı. Her daim dualite-ikilik prensibi zamanın başından beri mitolojide, dinlerde ve tabii ki hayatta karşımıza çıkar. Her zaman iyinin karşısında kötü, aydınlığın karşısında aydınlık vardır. Erlik Türk Mitolojisindeki “Şeytan” figürüdür. Kötü ruhların başında olan varlıktır, dengeye karşılık kaosun sembolüdür. Yaşamın sonsuz döngüsünde yapım-yıkım, var olma-yok olma, düzen-kaos ikilemi her daim sürecektir. Erlik yeraltı diyarında karanlık çamurdan sarayında yaşar. Yeraltı diyarı cehennemdir diyebiliriz. Yeraltı diyarının tasviri Yunan Mitolojisinde Hades’in efendisi olduğu Tartaros’a benzer. Erlik insan gözyaşlarından oluşan dokuz kollu Toybodım Nehrinin kenarındaki sarayında yaşar. Yanlış yola düşen ruhlar burada çile çeker. Erlik’in oluşturduğu kaosu genelde Ülgen ve kardeşleri düzeltir. Erlik’i yaptığı yanlışlar sonucu ulu Kayra Han yer altına sürmüştür.

Törüngey ile Eje’nin hayat ağacından yasak meyve yiyip Kayra Han’a itaat etmeyip cezalandırılmasına sebep olmuştur. Bu olay yasak elmayı Şeytan’ın kışkırtması ile yiyen Adem ve Havva’nın cennetten kovulmasının Türk Mitolojisi versiyonudur. Eje’nin çocuklarından insan ırkı oluşmuştur.

UMAY ANA: Göklerden inen gümüş saçlı bir kadın, kanatlı bir kuş kadın olarak da temsil edilen Umay Ana’nın üç boynuzlu tasvirleri de bulunur. Beyaz bir elbisesi vardır, adeta bir melek gibidir. Umay Ana iyilik, doğum ve bereketin sembolüdür. Çocukların koruyucusudur, çocuğu olmayanlar Umay Ana’ya dua ederdi. Dünyaya bir kuğu veya beyaz bir at olarak da iner, bu ikisi kutsal hayvanlarıdır. Umay, “Humay” olarak da söylenir ve cennet kuşu olarak bilinen Hüma kuşu ile de özdeşleştirilir. Umay kelimesi rahim ve plasenta ile de bağlıdır. En önemli eski Türk inanç motiflerinden biridir. Ece (Kraliçe) olarak da geçer. Mısır mitolojisinde İsis ile benzeşir.


AK ANA: Tengri alemi, Kayra Han dünyayı yaratırken ilk başta sudan başka hiçbir şey yoktu. Ak Ana suların kızıdır ve oradan dünyaya gelmiştir. Cismani değil ışıksal bir bedeni olduğuna inanılırdı, tasvirleri denizkızına benzer. Ülgen’e yaratma ilhamını veren varlıktır. Sudan tüm dünyaya ruh vermiş ve yaşamı başlatmıştır. Yaşamın suda başlaması adına da bu detay oldukça anlamlıdır.

MERGEN: Mergen, Kayra Han’ın bir diğer evladıdır. Kendisi de göğün yedinci katında ikamet eder. Tüm bilgilere sahiptir, ariftir, ilimlere hakimdir. Eski gözlüdür, hızlıdır ve okçudur. Mergen “Okçu” anlamına gelir. Denge bozulduğunda sorunları çözer, karanlığın güçlerine kafa tutup onları yenebilir. Bu bağlamda zeka ve ilimler odağı sebebiyle Mısır Tanrısı Thoth, Yunan tanrısı Hermes ile benzerlik gösterir. Tıpkı Hermes gibi Mergen de diğer tüm göksel varlıklar arasında haberleri taşırdı. “Her şeyi bilen” olarak da geçer. Şaman ve ilim yolundakiler aklını ve kalbini açması için Mergen’e dua ederlerdi.

SUYLA HAN: Yazgının efendisi. Güneş ve Ay ışıklarından yaratılmıştır. Ülgen’in en önemli adamlarından biridir, ona sonsuz sadakati vardır. Suyla Han insanların kaderini bilir. Bir nevi amel defterleri tutan ve melekler gibi. Kişinin kaderini görür, aynı zamanda ölümden sonra hangi diyara gideceğini de bilir. İnsanları korumak en önemli görevidir. Şamanlar göksel katlara çıkar, göksel varlıklara ulaşmaya çalışırlardı. Bu yolculuk esnasında Suyla Han gerçekten iyi ve kalbi inanç ile dolu olan şamanları kötü ruhların saldırısından korurdu.

KIZAGAN: Kayra Han’ın diğer oğlu Kızagan göğün dokuzuncu katında yaşar. Savaşçıdır, çok güçlüdür. Tam anlamıyla bir savaş tanrısıdır. Bir Mars sembolüdür, nitekim giysileri de her daim kırmızı renkte tasvir edilir. Nitekim Türk kozmolojisinde dokuzuncu katı temsil eden gezegen de Mars’tır. Kızagan göksel orduları yönetir, insanları kötülüğün saldırılarına karşı korurken ruhlarına da cesaret verir.

AYIZIT: Güzellik ve dişilik tanrıçası. Mısır Mitolojisinde Hathor, Akad mitolojisinde İştar’a çok benzer özellikleri vardır. Çocuğa ruhunu verdiğine inanılır. Ayızıt diğer benzerlerinin aksine kadınsı özelliği pek vurgulanan bir figür değildir, daha anaç bir yapıdadır. Çocukları, hayvanları ve kadınları korur. Kuğu ile Ayızıt da ilişkilendirilmiştir bu bağlamda Umay Ana ile Ayızıt dönem dönem aynı kişi gibi düşünülmüştür. Ayızıt “Altın Kitap” denen kutsal emanetin sahibidir. Bu kitap içerisinde tüm insanların kaderleri mevcuttur.

YAYIK HAN: Elinde Yay, bir ejderha ile olarak tasvir edilir. Ejder kelimesi Türk Kozmolojisinde aynı zamanda evren anlamına gelir; bildiğimiz mitolojik figür haricinde de derin anlamları bulunur. Ancak aşikârdır ki birçok kültürde olduğu gibi bizde de Ejderleri yenen kahraman figürü mevcuttur. Irmak ve göllerin tanrısıdır, 17 ırmağın buluştuğu yerde yaşar. 17 sayısı zaten gerek gök katlarının da sayısı olması sebebiyle Türk mitolojisinde çok önemlidir. Suların ruhudur ve dünyadaki tüm sular ona aittir. Bereketi getirmesi için ırmak kenarlarında Yayık Han için törenler yapılırdı. Su yılanı ve ejderha formuna girebilir.
Türk Mitolojisinde çok fazla sayıda göksel figür bulunur. Burada en önemli figürlerden bazılarını tanıtmak istedim. Şimdi de kısaca Türk kozmolojisinde dünya ve hayatın oluşumunu inceleyelim.


“Yaratılış destanı” değme Tolkien eserine taş çıkaracak güzellikte ve epiklikte bir öyküdür. Yüzüklerin Efendisi benzeri bir prodüksiyonla çekilse çok heyecanlanırdım açıkçası. :) Kısaca özetlemek isterim.

En başta Kara (Kayra) Han tek başına yeryüzündeydi. Yeryüzü sadece sularla kaplıydı. Kara Han yalnızdı ve sıkılıyordu. Suların içerisindek Ak Ana çıktı. “Yarat” dedi ve “Kişi” denen ilk insan oluştu. Kara Han ve Kişi birlikte suyun üzerinde uçmaya başladılar. Ancak Kişi denen şahıs insanın tipik özelliği olan hırsa sahipti ve Kara Han’dan daha yükseğe uçmak istedi. Kara Han Kişi’nin bu hırsına kızdı ve uçma yeteneğini ondan aldı. (Bir nevi Icarus’un uçuşu ve düşüşünü andıran bir yapı) Böylece insanoğlu göklerde kuş gibi uçabilme yeteneğini kaybetti. Kişi gücü elden gidince suya düştü ve boğulmaya başladı. Aklı başına gelen Kişi bu sefer Kara Han’a canını kurtarması için dua etti. Kara Han da ona acıdı ve Kişi’nin sudan yükselmesi emretti. Yani dakika bir gol bir insan yaratılışta tanrıyla uçma şansını kaybedip hırsına kapılmıştı. (Bir nevi cennetten kovulma, Dünya’ya sürülme metaforu olarak düşünebiliriz)

Kara Han, denizden bir yıldız yükseltti. Kişi bunun üzerinde oturunca suya batmayacaktı. Kişi uçma gücünü kaybettiği için Kara Han dünyaya form vermeye karar verdi. Kişiye suya dalıp toprak çıkarmasını emretti. Kişi suya dalarken hala akıllanmamış ağzına bir parça kutsal toprak saklamıştı çünkü Kara Han’ın iradesinden bağımsız kendine ait gizli bir dünya yaratmak istiyordu. Bu motif de Prometheus’un Tanrılardan ateşi çalmasına benzer ama burada Kişi kendi kişisel çıkarları için toprağı saklamıştır insanlara yardım için değil. Özetle Türk mitolojisinde “insan” en başından hırslı ve kusurlu olarak betimlenmiştir.


Kişi çıkardığı toprağı su üzerine serpti ve Kara Han emredince toprak büyüdü, Dünya’ya dönüştü. Dünya başta engebesiz dümdüzdü. Ama Kara Han “Büyü” emrini verince Kişi’nin ağzındaki toprak da büyümeye ve onu boğmaya başladı. Kara Han yine sabırlı ve nazik bir adammış ki Kişiye tükürmesini emretti. Kişi bunu yapınca ağzından fırlayanlar bataklık tepeler oluşturdu. En sonunda yaratılışının ahengi bozulan ve tepesinin tası atan Kara Han ona itaat etmeyen bu kişiye Erlik (Şeytan) ismini verdi, huzurundan kovdu ve lanetledi. Erlik göksel katlardan sürüldü. Kara Han bundan sonra dokuz dallı bir çam ağacı yarattı ve her dalın katında bir insan belirdi. Bu dallar dokuz insan ırkının atalarını temsil eder.

Erlik tabii ki boş durmamış yeni yaratımları da kendisine istemişti. Kara Han onu bu sefer onu yeraltı dünyasına sürdü. Tıpkı Şeytan gibi Erlik de Kara Han’a olan öfkesi sebebiyle insanoğlunu yoldan çıkarmaya çalışıyordu. Kara Han insanlara Erlik’e kandığı için kızgındı ve bu sürece müdahale etmedi. İyice havaya giren Erlik kendisine bir gök yarattı ve kandırdığı ruhları oraya yerleştirdi. Onlara daha iyi imkanlar sundu. İşler çığrından çıkınca Kara Han Erlik’in kaçak dünyasının göğünü tepesine yıktırdı. Gök yarılıp yere düşünce de dağlar, ormanlar ve boğazlar meydana geldi.


Erlik’in yaptıkları bunla kalmadı ilerleyen dönemde Kara Han’ın oğulları Ülgen. Mergen ve Kızagan onunla savaştılar. Türk kozmolojisinde aydınlık ve karanlığın savaşı motifi oldukça belirgindir. Varoluşta her zaman düzen ve kaos iç içedir. Kara Han bizim tanrısal ve erdemli yönümüzü temsil ederken Erlik dünyevi ve karanlık yönümüzdür. İnanışa göre bir şamanın da bir insanın da asıl amacı göksel yönüne doğru ilerlemek, Dünyalar Ağacından yukarılara tırmanarak göksel varlıkların huzuruna çıkabilmektir.

Sayısız kültürde olduğu gibi bizde de âlemleri bir ağaç birbirine bağlar. “Dünyalar Ağacı” diye geçen yaşam ağacı kozmolojinin temelini oluştur. Nitekim doğanın en kadim ve güzel yaratımı olan ağaç nerdeyse her kültürde kutsaldır. İskandinavya’dan Mısır’a, Sami ülkelerinden Türklere sayısız mitolojide alemleri birbirine bağlayan kutsal bir yaşam ağacının olması bunun ne kadar güçlü bir evrensel sembol olduğunun kanıtıdır.

Konumuz çok uzun ve çok derin. Şimdilik burada ara verelim. :)

25 Eylül 2014 Perşembe

Tarot // Araba

Büyük Arcana destesinin yedi numaralı kartı Araba - ingilizcesi The Chariot-, daha doğrusu Savaş Arabası Tarot destesinde en sevdiğim kartlardan biri. Bu zamana kadar neden hakkında yazmamışım, hayret.

Kartı birlikte inceleyelim. Adeta Helios'un oğlu gibi başında yıldızlı tacı ve sarı saçlarıyla savaşçı aracına binmiş. Arkasında geride bıraktığı bir şehir var. En önemlisi de onu yepyeni ve bilinmez bir yol bekliyor.


Antik Mısır sembolizminin yoğun olarak kullanıldığı bu kartta savaşçının arabasının üzerinde Güneş Kursu sembolü var. Ondan ötürü de savaşçının temel dürtüsünün benliğinden gelen istekleri ve egosu olduğunu düşünebiliriz. Omzundaki hilaller adeta sağ ve solunda duran melekler gibi içgüdülerini temsil ediyor. Alnındaki yıldız ise bu yolculuğa körlemesine çıkmadığını zihninde bir ışık yandığını ve hazır olduğunu söylüyor.

Arabanın üzerindeki yıldızlarla bezeli örtü de savaşçının zihninden gelen ilhamın göksel olduğunu vurgular nitelikte. Ancak kendisi ne kadar hazır hissetse de aslında önünde çok büyük bir sınav var.

Aracını tam bir yin-yang sembolizmi içindeki iki tane sfenks çekiyor. Her zamanki gibi; aydınlığın içinde karanlık, karanlığın içinde aydınlık var. Hilallerden gelen dürtüyle nereye hareket ederse etsin kart aslında bize hangi yola gidersek gidelim asla tam olarak iyi ya da kötü olamayacağını hatırlatıyor.


Ve savaşçı ne kadar emin görünse de doğru bir yolda gitmek için sfenkslerini kontrol etmeyi öğrenmek zorunda. Bir sfenksi daha fazla kontrol ederse yolu değişecektir. Diğer sfenksi daha çok yorarsa o tarafı pes edecektir. Yolunda kararlı ve emin bir şekilde gitmesinin tek yolu iki yoldaşını da eşit oranda dengede tutarak onları yönetmek olacaktır.

Bu kartta at yerine sfenksin seçilmesi de tesadüf değil. Sfenks her daim bir güç sembolü olmuştur. İnsan başlı sfenks güneş sembolüyle birleşerek aslında yazının başında belirttiğim noktayı işaret eder. Bu kart kişinin istekleri için göze aldığı yolculuğu ve tamamen kişisel iradeyle harekete geçmeyi temsil eder. Bu yapılırken hem geride bırakılanlar olacaktır hem de aşılması gereken ego savaşları.

Kendimize kızdığımızda bir sfenksi terketmeyi seçebiliriz, ya da ne yapacağımızı bilemeyip arabamızın kontrolünü kaybeder ve çevremizde daireler çizeriz. Bunun sonu kimi zaman arabanın devrilmesine kadar gidebilir. Kimi zaman da kendi değerimizi aşırı büyütüp sonunda düşkırıklığına uğrarız.


Aslında en önemli olan ne yaparsak yapalım asla tek bir doğrunun, sadece beyaz ve siyahın olmadığını anlamaktır. Hakikate erişip gerçekten ilerlemenin tek yolu iyi ve kötünün ötesine geçip hem içimizdeki yıkıcı hem de yapıcı güçlerle barışmaktır. Nitekim bazen daha iyi bir bina inşa etmek için eskisini yıkmak gerekir. Bu da genelde kendimizle başbaşa kalıp yüzleşerek kendimize bile sakladığımız şeyleri itiraf etmekten geçer. Bu yüzleşme sonucunda ya bu noktalarımızdan eksik ve kusurlu olanları düzeltir ya da artık bize faydası olmayan şeyleri de geride bırakırız. Aynısı insanlarla olan ilişkilerimizde geçerlidir.

Kendi güvenli kalemizden çıkıp isteklerimizin peşinden gittiğimizde elbette fedakarlıklar olacaktır, ancak belki de tahmin ettiğimizden çok daha yakınlarda bir yerlerde gerçekten bulmak istediğimiz yer bizi bekliyor. 

14 Mayıs 2013 Salı

Tarot // Asılan Adam


Tarot ikonografisinde söz konusu Büyük Arkana destesi olunca hiçbir kartı daha az önemli ya da önemsiz olarak göremeyiz ancak Asılan Adam kanımca destenin en ilginç kartlarından biri. Olumsuz bir intiba uyandırmasına karşın içinde bir çok mesaj barındıran ve en önemlisi olumlu bir “son”dan bahseden bir kart.

Asılan Adam kartı Odin’in hikayesiyle yakından ilişkilidir. Kısaca bahsetmek gerekirse Odin sırlara vakıf olmak adına fedakarlık yapması gerektiğini anlar ve kendini hayat ağacı Yggdrasil’e asar. Ne zaman biteceği belli olmayan bu süreçte baş aşağı şekilde günlerce bekler. Hatta bir karga da gözünü oyar. Yedinci günün sonunda ağaç onu bırakır ve rünlerin bilgisi kendisine vakıf olur. Böylece Odin evrendeki en bilge ve sırlara sahip kişiye dönüşür.


Hikayenin temel odağı aslında fedakarlıktır. Odin kendini ağaca sunmuş ve sonunda bir gözünü kaybetmiştir. Ve en önemlisi bu kart “bekleyişi” ve “durağanlığı” temsil eder. Zira Odin kendini ağaca astığında ne kadar süreyle orada kalacağını bilmiyordu. Dahası kendini ağaca bağladıktan sonra ne yaparsa yapsın ağaç izin vermediği sürece oradan inemeyeceğini de…

Hayatımızda açmaza düştüğümüz dönemler elbette ki olur. Öyle ki elimiz kolumuz bağlı kalır ve ne yaparsak yapalım olayları olumlu bir şekilde değiştirmek adına bir şeyler başaramayız. Hatta aksine bir şey denediğimizde işler daha da sarpa sarmaya başlar.


Bu kartın verdiği mesaj da bu durumla ilişkilidir. Şu kesindir ki böyle bir dönemde yapılması gereken tek şey sükunetle beklemek ve bir harekette bulunmamaktadır. Kartta asılan adamın bacakları Satürn sembolüne benzer şekildedir, Satürn okült  ikonografide zamanın, durağanlığın ve zorluğu imtihanlarla öğrenmenin temsilcisidir. Buradan da eylemsizliği ve sabrı tekrar anlarız. Satürn ayrıca hataları cezalandıran da bir karakter taşır, bu sebepten ötürü böyle bir dönemde bir şey denendiğinde işler daha iyiye gitmeyecektir.

Bu karamsar tabloyu biraz dağıtalım. Kartı incelerseniz ağaçtaki adamın yüzünde acı dolu değil sakin bir ifade olduğunu görürsünüz. Ayrıca başının etrafında altın bir hare vardır. Bu Odin’in yedi gün sonunda kazandığı bilgeliğin de sembolüdür.


Anlam aslında açıktır, eğer bu kilitlenmiş devreyi sukunetle ve sabırla geçirmeyi başarır, olayları akışına bırakırsak sonunda zihinsel ve tinsel açıdan bize yararlı olacak kazanımlar almamız olasıdır. Bu muhtemelen önemli bir hayat tecrübesi ve ilerki zamanlarda bize olumlu katkılarda bulunacak bilgiler olacaktır.

Herşey zora girdiğinde ve hiç umut olmadığında sabırlı olmak, el kol bağlı oturmak gerçekten zor. Bu kartın verdiği mesaj da bu anlamda insanın doğasını en zorlayan davranışlardan birini içeriyor: Hiçbir şey yapmadan beklemek, hayatına normal bir şekilde devam etmek. Pes etmek gibi görünse de asla değil, çünkü hikayenin sonu henüz yazılmadı.


12 Şubat 2013 Salı

Dört Element

Tamam artık -esasen çok uzun süredir- uranyumundan fransiyumuna boy boy çeşit çeşit element var; hatta onu geçtim kuarkı madde altı parçacığı sicimi osu busu bile mevcut; ancak gene de dört element sembolizmi her daim varlığını koruyor. Yakın zamanda Dan Brown'un Angels and Demons kitabında da oldukça çarpıcı şekilde kullanılışına tanık olmuştuk.


Ateş, hava, su ve toprak. Antik Çağlarda evrenin varoluşunun temel taşı olarak düşünülmüş dört unsur. Okultizmin bel kemiklerinden biri. Astrolojiden tarota her yerde izleri mevcut. Paganik ayinlerin de temelini oluşturan bu motifler kültürden kültüre değişiyordu. Ayrıca beşinci element konusu var ki yazının sonunda değinmeye çalışacağım. Şimdilik klasik elementlerle ilerleyelim.

Yunus Emre dört elementten dört ejder diye bahseder: "Od, su, toprağ, yel"

Nitekim burçların sınıflandırılışı ve karakteristiklerinin oluşumunda da elementlerin "insani" özellikleri baz alınmıştır. Peki nedir bu özellikler?


SU:
Her daim duyguların ve bilinçaltının sembolü olmuştur. Ay ve med cezirle de yakından ilişkilidir. Su elementi esasen insanlardan hatta kendimizden sakladıklarımızı ve sezgileri temsil eder.

Su grubuna mensup burçlar: Yengeç, Akrep ve Balık'tır. Yani Zodyak'ın en duygusal burçları. Karakteristikleri değişse de bu üç burcun temel özelliklerinde aşırı duygusallık, sezgisellik, hayal gücü ve bastırılmış duygular mevcuttur. Su elementi çok yönlü ve derin düşüncenin sembolüdür. Ayrıca da sessizliktir, sözel olması gerekmez; kişinin yaşadığı olaylara karşı gerçek tepkilerini içsel olarak yaşaması da suyun bir özelliğidir. Negatif uçlarda realite kaybı, kıskançlık ve duygusal krizlere dönüşür.


Su ile ilişkili gezegenler ise Ay, Neptün ve Pluton'dur. Ay'ı zaten başta söylemiştik, Neptün (Poseidon) zaten denizlerin tanrısının adıdır ve astrolojik anlamda da gene hayalleri, bilinçaltını ve arzuları da temsil eder. Pluton ise ölümün ve yeniden doğumun sembolü olup sezgiselliği de içerir.

Tarotta ise su elementi Minor Arkana'nın Kupa destesi ile ilişkilidir ve genelde bu kartlar duygusal modların tasvirlerinden oluşur. Nitekim Minor Arkana'dan türetilmiş olan iskambil kartlarında da malumunuz kupanın sembolü kalptir.

Kupa, Kutsal Kase metaforuna da göz atacak olursak Su elementi dişilik ile de ilgilidir. Dişi enerji (Yin) ile bağdaştırılması, Ay'ın antik çağlardan beri en güçlü kadınsı sembollerden biri olması (rahim) da tesadüf değildir. Temsil ettiği mevsim ise Sonbahar'dır.

HAVA:
Değişken, hızlı ve sonsuz devinimli. Hava elementi bilgi ve iletişim ile özdeşleştirilmiştir. Hava rasyonelliği de temsil eder ancak Toprak'taki gibi sabit değildir. Bilakis çok değişken ve hatta kalıcı olmaya uzak bir yapıdadır. Su grubunun derinlere inme arzusu, aşırı duygusallığı ve sezgiselliği Hava elementinin tam anlamıyla zıttıdır. Nitekim bu iki gruba ait burçlar da kolay kolay anlaşamazlar.

Hava elementi ile ilişkili burçlar: İkizler, Terazi ve Kova'dır. Terazi, İkizler ve Kova ikilisinden biraz ayrışsa da üç burcun temel özelliklerinde iletişim becerisi, hızlı devinim ve bilgiye ulaşma, sentezlemeye meyli görürüz.  Negatif açıdan duyarsızlık, yüzeysellik ve bencillik gibi kavramlarla özdeşleşir.


Merkür, Venüs ve Uranüs Hava elementiyle ilişkili gezegenlerdir. Terazinin farklılığı da burada çıkar: Merkür hız ve pratiklik (İkizler), Uranüs (Kova) değişimin gezegeniyken Venüs hem Terazi hem de Boğa burcunun yönetici gezegenidir. Yani estetiğe düşkünlük, yerleşik düzen, duygular ve ihtirası temsil eder. Bu yüzden Terazi'nin karakteristiği tam anlamıyla Hava değil, Hava-Toprak karışımı bir yapıdadır.

Minor Arkana'da Hava'nın sembolü Kılıçtır ve genelde destenin en "sert" kartları da kılıçlara aittir. Öğretici eylemler ve kalıcı -kimi zaman yıkıcı- değişimleri tasvir ederler. Ve bu süreçlerde kimi zaman mücadele kimi zaman da sabır gereklidir. Kılıcın iskambil sembolü ise Maça'dır.

Hava İlkbahar mevsimi temsil eder ve maskülen enerji formlarından biridir.

TOPRAK:
İşte dört elementin  en sabiti. Toprak dingin ve durağan enerjinin sembolüdür. Değişime kapalılığı ve koşullar mükemmelleştiği anda bu koşulları korumayı temsil eder. Risk almamak ve dengeyi korumanın anahtarı olarak gösterilir. Toprak rasyonelliğin de sembolüdür, pek tabii bir de sabit fikirliliğin.

Boğa, Başak ve Oğlak Toprak grubunun burçlarıdır. Üç burcun temel karakteristiği de dengeli yapılarıdır. Ani değişimler ve sürprizler bu burçların doğasına ait değildir, bilakis onlar için son derece olumsuz kavramlardır. Bu açıdan Hava grubu ile ters düşerler. Ayrıca yerleşik düzen ve ev hayatı da onlar için çok önemlidir. Son olarak maddi düzen ve iş hayatı da toprak elementi ile ilişkilidir. Negatif fazlarda cimrilik, eylemsizlik ve aşırı gösteriş düşkünlüğünü simgeler.


Merkür, Venüs (ikisi de aynı zamanda hava grubu üyesi) ve Satürn Toprak elementiyle ilişkilidir. Merkür ve Venüs bu sefer stabil yüzleriyle karşımıza çıkarlar. Sürekli değişen ruh halleri yerine içsel şüpheler ancak sabit bir duruş vardır. Satürn ise zodyakın "sert eğitmeni" olup mantıksal kararlarla da alakalıdır.

Toprak elementi Minor Arkana'da Tılsım (Para) ile sembolize edilir. Genelde bu kartlarda maddi dünya ve rasyonel kararla ilgili kavramlar tasvir edilir. İskambil sembolü Sinek'tir.

Gaia, Toprak Ana her daim mitolojinin en önemli figürlerinden biri olmuştur. Toprak elementi de feminen enerji ile ilişkilendirilir. Temsil ettiği mevsim ise Kıştır. (Neden İlkbahar değil şahsen anlamıyorum)

ATEŞ:
Ve son olarak en "haşin" element ile karşı karşıyayız. Ateş dürtülerin ve eylemselliğin sembolüdür. Yakıcıdır, anidir ve değişimdir. Yanarak yok olup küllerinden doğan Anka Ateş elementinin metaforlarından biridir. Hava elementine kıyasla Ateş'in sembolize ettiği değişim daha köklü ve daha zorlayıcıdır.

Koç, Aslan ve Yay Ateş grubuna ait burçlardır. Üç burçla da liderlik, tutku ve cesaret kavramları alakalıdır. Ayrıca özellikle de Yay burcu ile özgürlük yakından bağlantılıdır. Bu burçlar kişisel baskılara tahammülde en zorlanan gruptur. Ayrıca Ateş elementi  "Ego"nun da temsil edilişidir. Bu sebepten ötürü bu burçların olumsuz özelliklerinde aşırı hırs, kendini dev aynasında görme, çocuksuluk ve öfke bulunur.


Elementle bağlantılı gezegenler Güneş, Jüpiter ve Mars'tır. Güneş ve Jüpiter başarıyı, gücü ve zaferleri temsil ederken; Mars eylemselliktir. Ani tepkiler, kaos ve yıkım. Ayrıca çocuksuluk. Üç gezegen de yüksek enerji ile ilişkilidir ve dikkat çekicidir. Liderlik kavramı Ateş grubuyla birleşir.

Ateşin en önemli anlamlarından biri "arınmak"tır. Eğer bu açıdan elementi anlatmak istersek ayrı bir yazıya başlamam gerekir. "Ateşten geçmek" gerek tasavvuf gerek ezoterizmde en önemli sembollerden biridir ve kişilerin yıkımla dönüşümünü, tekamülünü simgeler.

Tarotta Değnek ile temsil edilir ve bu kartlar da eylemlerle ilişkilidir. Fevrilikle ilgili uyarılar bolca mevcuttur. Pek tabii elementin temsil ettiği mevsim Yazdır.

BEŞİNCİ ELEMENT?
Klasik dört element dışında Luc Besson filmine dahi konu olmuş pek meşhur beşinci elementi de unutmayalım. Kimi kültürlerde dört elementin toplamı ve herşeyin kusursuz ahengi olarak betimlenir, kiminde ise hiçlik.

Öncelikle Yunan kültüründe sonra da ortaçağda Simya geleneğinde beşinci elemente "Aether" ismi veriliyordu (kelimenin kökeni parlamaktan gelir) ve bu element evreni temsil etmekteydi. Yaradılışın özü olarak nitelendirilen Aether'e bir çeşit  ilkel "Higgs Bozonu" da diyebiliriz aslında.

Özellikle de ortaçağda nice simyacı bu kusursuz elementi (Felsefe Taşını) yaratmak için uzun maceralara girişmiş ve sayısız deneyler yapmıştı. Şimdi CERN'de çok daha "ufak" şeyleri çarpıştırarak çok daha büyük ve gerçek cevapları bulmaya çalışıyoruz. Acaba Paracelsus ve türevi kişiler bugün yaşasalar neler düşünürlerdi...


Uzakdoğu kültüründe beşinci elementin Çince ismi Wuji'dir. Anlamı hem sonsuzluk hem de hiçliktir. Bu açıdan kabalanın her şeyi başlatan hiçlikten gelen ışık "Ayn Sof"a da benzer.

Hinduizm'e dönersek Aether'in yerini Akasha alır. İnanışa göre Akasha'ya ulaşan tüm evrenin bilgisine sahip olabilir.

Özetleyecek olursak beşinci element bütünlük ve sonsuzlukla ilişkilidir. İnsanoğlunun kusursuzluğu bulma arayışının sembolüdür. Ancak bu arayışın sonuçsuz kalacağı gerçeği de elle tutulur dört elementin yanında her daim mistik yapıda olan beşinci elementin temel doğasını oluşturur.

İKONOGRAFİ
Dünyanın en bilinen sembollerinden biri olan Haç dört elementi temsil eder. Burada mevzu bahis haç hristiyanlıkta bildiğimiz hali değil dört kolu da birbirine eşit olandır.

Ayrıca kare figürü de pek tabii dört elementle ilişkilidir. Numerolojide de dört sayısı bütünlük ve denge ile özdeşleştirilmiştir. Çizimlerde daire (evren) içinde kare (dört element) kusursuz düzen sembollerinden biridir.

Ve Hitler'in ters çevirerek kullandığı insanlığın en kadim simgelerinden biri olan Swastika da dört elementin en önemli ve en eski işaretlerinden biridir.


Tarotta Dünya kartında dört elementin dengeli varlığı ve evrendeki kuvvetlerin tasvirlerini görürüz. Ayrıca dört büyük melek metaforu, mahşerin dört atlısı (dualite) gibi kavramlar hep evrensel dengenin motifleridir.

Son olarak özetleyecek olursak beşinci element bütünlük ve sonsuzlukla ilişkilidir. İnsanoğlunun kusursuzluğu bulma arayışının sembolüdür. Ancak bu arayışın sonuçsuz kalacağı gerçeği, elle tutulur ve herkesin en azından bir tanesiyle kendini özdeşleştirebileceği dört elementin yanında her daim mistik yapıda olan beşinci elementin temel doğasını oluşturur. Ancak insanoğlu bitmek bilmeyen bilinmeyene duyduğu tutkuyla kah Kızıl Elmayı, Kutsal Kaseyi kah Felsefe Taşını; ve de pek tabii kendi cennetini aramaya devam edecektir.



19 Aralık 2012 Çarşamba

Tarot // Ölüm

Hazır "büyük güne" 2 gün kalmışken konuya en uygun karttan bahsetmek istedim.

Marduk tatile çıktı isimli yazımda da belirttiğim gibi Mayalar kendi ikonografilerinde 13 sayısı ile belirtilen "Kapanış" dönemine geçeceğimize inanıyorlar ve bunun bir sonraki çağ olan "Altın Çiçek" döneminin müjdelediğini düşünüyorlardı. Tekrarlamak gerekirse yıllardır özellikle de büyük bir heyecanla felaket senaryoları kurulan bu gün aslında onlar için güzel günlerin gelişini haber veren bir bayramdı.

Bu yüzden de Tarot'ta Büyük Arcana destesinin 13 numaralı kartı olan Ölüm (Death) kartını tanıtmak istiyorum. Anlatacağım konu Mayalar için "Kapanış", Hristiyanlıkta "İhanet" ve bir çok kültürde "Uğursuzluk" sembolü olup yolculuklarda bile koltuklara numarası verilmeyen sayının hikayesi aslında.

Ölüm // Death (13)
Kartı incelersek siyah fon üzerine beş kollu beyaz gül taşıyan "Ölüm Meleğini" yani Azrail'i görürüz.

Karalar giymesine karşın beyaz bir ata binmiştir. Mutlak dengeye ulaşmak için içimizdeki "siyah" ve "beyaz" rengi dengeleyip gerçek bir "gri" olmamız gerektiğini bize öğreten 7 numaralı Araba (The Chariot) kartındaki iki attan biridir aslında bu at.

Araba // The Chariot (7)
Beyaz renkli olan yapıcı enerjiyi (Yin) simgeler. Yani Ölüm aslında oraya yıkım ve yok ediliş değil yaratmak için gelmiştir. Kendisiise  karalar içinde yıkıcı/dönüştürücü enerjinin (Yang) ta kendisidir. Araba kartındaki gri denge burada da vardır ancak burada denge çok daha makro bir düzlemde kurulmaktadır. Sakin adımlarla hedefine ilerleyen atı, karanlıktan gelen aydınlanmayı ve ahengi simgeleyen Beyaz Gül'üne rağmen karşısındakilere mutlu bir haber hissi ya da huzur vermemektedir.

Ölüm meleği özellikle monoteist gelenekte Kurukafa suretli ve tırpanlı bir adam olarak tasvir edilirken antik kültürlerde bunun tam tersi olarak yansıtılır. Mesela Antik Mısır'da ölenleri Batının Güzel Gülüşlü Hanım'ı karşılar ve bir sonraki hayata kişiyi ulaştıracak sınavda yol gösterici olur. *

Hathor & İsis suretinde II. Ramses'in eşi Nefertari
Ölüm kartı fiziksel bir ölümü anlatmaz, en azından çoğumuzun bildiği şekliyle değil. Antik uygarlıklarda Ölüm asla bir son değildi, zira onlar için hem "Cennet" ve "Cehennem" hem de yeniden doğuş inancı vardı. Bir ruh yaşam döngüsünü tamamladığında ruhunun nihai amacına ulaşana dek tekrar doğardı.

Ancak bu ne kadar hoş görünürse görünsün elbette her dönüşüm, her "ölüm" korkutucudur; insanı zorlar, bildiği tüm gerçekleri yıkar ve uyanışı başlatır. Ve uyanış da asla kolayca olmayacaktır, tıpkı doğum sancıları gibi kimi zaman canımızı yakacak, kimi zaman bizi köşeye sıkıştıracak kimi zaman ne kadar yanlış olduğunu bilsek de daha kolay geleceği için bizi eski hatalarımızın güvenli görünen tuzaklı yollarına yönlendirecektir. Hatalar ve zaafların tutsağı olmanın kısır döngüsünü "Şeytan" kartını anlattığım yazıda tasvir etmiştim; dilerseniz buradan okuyabilirsiniz.


Peki heybetli Ölüm Meleğini kimler karşılıyor? El açmış adeta aman dileyen bir piskopos, ölüme kendini bırakmış diz çökmüş biçare bir kadın, ve korkusuzca hatta merakla onu izleyen küçük bir çocuk. Dikkatli bakarsanız Ölüm'ün atının altında kalıp ölmüş bir adamın olduğunu da görürsünüz.

Dediğim gibi bu bir fiziki son değildir, ancak atın altında kalan adam her döngü bitiminde bazı kişi ya da olayların kaçınılmaz olarak hayatımızdan gittiğini bize hatırlatır. Her dönüşüm değişiklikleri beraberinde getirir ve bu kartın anlattığı dönüşüm kahveyi orta şekerli yerine az şekerli içmek gibi bir karar değildir. Bu hayatımızı temelden etkileyen ve düşüncemizi sorgulayıp değiştirmemize sebep verecek bir mekanizmadır.

Ölüm meleği yani kaçınılmaz değişim karşımıza çıktığında nasıl tepki veririz? Belki ileride hayrımıza olacak bir değişiklik ama gelişi hiç de öyle değil. Öyle korkutucu ve öyle yenilikçi ki bize bir çok fedakarlık yapmamız gerektiğini söylüyor. Ve en önemlisi bu değişim sonunda biz gerçekten bu hikayedeki doğru şeyi yapıp mutlu olacak kişi miyiz en ufak bir ipucu vermiyor. At ağır adımlarla bize yaklaşırken atın önünden kaçabilenlerden mi yoksa o beyaz atın ya da meleğin tırpanının altında mı kalacağız en ufak bir fikrimiz dahi yok.


Yalnız ironiktir ama Ölüm'den en çok korkup kaçanlar ya da o biçare kadın gibi bir şey yapmadan kendini kaçınılmaz "son"a bırakanlar yorulup ya da pes edip atın altında kalırken; onu kartta gördüğümüz Ölüm'ü merakla bekleyen çocuk gibi karşılayanlar ise uzaktan korkutucu görünen kara bayrağın esintisi altında ferahlayacak ve resmin arkasında yavaş yavaş doğmakta olan altın sarısı Güneş'i göreceklerdir.

Piskopos aslında kartın dini dogmalara karşı bir eleştirisidir. Aslında Ölümle en çok barışık olması gereken ve sürekli insanları etki altında tutabilmek için Ölümden sonraki cezalardan bahsedenler o gün geldiğinde en korkan ve yalvaran olabilirler. İnsanlara dini ya da dünyevi ne olursa olsun her düşünce anlayış ve sevgiyle öğretilmelidir; emirle değil. Aksine inanıyor olabilirsiniz ama nefret ve itaatle yapılan hiçbir eylemin sonucu uzun vadede kalıcı ve yararlı olmayacaktır.

Yazının başında da belirttiğim gibi Mayaların inancına göre Dünya böyle bir dönemden geçmektedir, sürekli yarım bilimsel sözlü saçmalıkların arasına gizlenmiş korkunç felaketlerin eşiğinden değil. Ölüm görevini tamamlayıp geçtiğinde Güneş çoktan yükselmiş ve her yeri aydınlatmış olacaktır. Tıpkı Altın Çiçeğin açması gibi.


Boynunuzdan zincirleri çıkartıp gökyüzüne baktığınızda bayrak üzerinde gördüğünüz Beyaz Gül'ün aslında kalbinizde açtığını göreceksiniz. Boynunuzdaki izler belki asla tam olarak geçmeyecek ancak geçtiğiniz bu büyük iç savaşın gururlu hatıraları olarak sizinle var olmaya devam edecek; ve ne zaman onları görürseniz döngüyü aşmak için sahip olduğunuz ve kullandığınız gücün büyüklüğünün şarkısını size tekrar tekrar söyleyecek.

Ve tıpkı ölüp küllerinden tekrar doğan Anka kuşu gibi siz de yeniden ve "gerçekten" nefes alacaksınız.

Ancak unutmayın ki: "Her parlayan altın değildir. Bir bakarsın, gümüş altından daha kıymetlidir." **

* Batının Hanımı Antik Mısır mitolojisinde aşk tanrıçası Hathor (Hethert) ya da büyünün tanrıçası İsis (Aset) ile özdeşleştirilmiştir.
** Bir Antik Mısır sözü

3 Aralık 2012 Pazartesi

21 Aralık 2012: Marduk tatile çıktı

"Büyük güne" sadece 18 gün kala giderek daha da emin oluyorum ki son yılların en ilginç sosyolojik gözlemlerinden birine tanık olacağız. Zira o gün randevularını iptal etmek, tüm gün sürecek partiler düzenlemek ya da dünyanın sonunu değişik yerlerde karşılamak istemek gibi sayısız ilginçlikte davranışa tanık olmaya başladık bile.

Mayaların Haab ve Tzolkin isimli iki takviminin kesişim günleri onlar için özel bir anlam ifade eder. Biri 20'lik diğeri ise 19 günden oluşan bu iki takvimin birleşim günleri dünyanın ulaşacağı yeni bir geçişi göstermekteydi. Her sayının öz anlamı onlar için geçecekleri dönemin özelliğini temsil ediyordu.


Ve Wikipedia'daki buradan okuyabileceğiniz linkte "Long Count" ismi verilen bu geçiş dönemlerinin 394 yılda bir gerçekleşen bir düzeni olduğunu fark edeceksiniz. 394 yıl sayısal olarak 144.000 günü temsil eder ve bu onların sayı dilinde 1.0.0.0.0 olarak gösterilir. Bu birimin adı 1 baktundur. Toplam 19 adet geçiş dönemi vardır. Bu süreç tamamlanınca sayaç sıfırlanır ve 1'den tekrar başlanır. Tek bir farkla 19.0.0.0.0 sonrası geçiş 1.0.0.0.0.0 olarak yazılır.


Soru: Peki bu adamlar bu sayılara ve geçişlere neden bu kadar takmış? 
Bu kadar takma sebeplerinin somut bir kanıtı yok ancak şu kesin ki antik çağ medeniyetleri sayı sistemleri ve numeroloji ile çok ilgiliydiler. Ayrıca dillerinde de sayılar rakamsal sembol olmak dışında kavramları da temsil ediyordu. Bir çok latin alfabesi harici dillerde de bu tür bulgular mevcuttur.

Soru: 19 sayısıyla neden bu kadar ilgililer? Zaten bir 19 mucizesi muhabbeti de okumuştum.
Ortada mucizevi bir durum söz konusu değil. Sayısal sembolizmde asal sayılar çok daha önem taşır, zira o çağlarda da asal sayıların kendisi ve 1 dışında hiçbir sayıya tam bölünemediği bilinmekteydi. Bu sebepten ötürü kültürel kutsal motifler bu sayılarla yapılmıştır. 19'luk sistem de bu geleneğin bir parçasıdır ve pek çok kültürde göksel sistemler (melekler, tanrılar vb) 7'li, 9'lu ve 19'lu sayılarla gösterilir. (9 asal sayı değil farkındayım ukalalık yapma hemen)

Ha'ab isimli takvimleri de 19 günlüktür ve sayıların anlamı gereği Mayalara göre insan ırkı 19 ayrı evreden geçecektir.


Soru: Sen entel kuntel muhabbeti bırak da şunu söyle, birkaç gün sonra iki haftaya kıyamet kopacak mı kopmayacak mı?
Hayır kopmayacak. Neden böyle diyorum çünkü bahsi geçen "yıkıcı güçte" güneş patlamaları denen olgu zaten güneşin bir döngüsüdür özel bir durum söz konusu değildir. NASA bunu saklıyor diye komplo teorisi kurmadan önce dünyadaki tek gözlem evlerinin Amerika'da olmadığını hatırlamalısınız.

Kutup kaymaları, gezegen çarpması, astreoid yağmuru, yaklaşan karanlık madde gibi muhabbetler de tamamen bilgisizlik ile çakma bilimsel cümlelerin bir araya gelmesinin sonucudur.

Ve hikayenin kaynağı Mayaların yazılarına dönelim. Bu meşhur hikayenin başlangıç tarihi 13.0.0.0.0 M.Ö 3114 11 Ağustostur. Ve ilgili bulunan yazıtlarda dünyanın yok olması ile ilgili tek bir satır dahi mevcut değildir. Yazılan şey insanlığın "demir çağına" girdiği ve tekrar 13.0.0.0.0'lük döngüden geçinceye kadar da bu çağın süreceğidir. (5122 yıl)

Bilakis yazıtlarda aktarılan bir sonraki 13.0.0.0.0 geçişinde dünyanın tekrar Altın Çağ'a yükselişinin başlayacağı ve tanrıların yeryüzüne döneceği bilgisidir. Yani inanıp inanmamak size kalmış ancak şundan emin olmalısınız ki Mayalar gelecek bir felaketi haber vermiyorlardı.


13 rakam ile gösterilen "Mak" isimli sembol sayının kelime anlamı: Kapanış'tır. Kapanmakla kasıt da dünyanın kepenklerinin indirilmesi değil bir "çağın" kapanmasıdır.

Ve bu kapanışta 14.0.0.0.0 dönemi için geçiş başlayacaktır yani K'ank'in evresi. Bu da "sarı güneş" anlamına gelir ve Mayalar için çok güçlü bir semboldür, yaşam enerjisi ve bereket anlamına gelir. Sarı güneşin bir anlamı da "Altın Güneş"tir. Mayalar da pek çok antik uygarlık gibi Güneş Kültü kökenli oldukları için en önemli iyilik tanrıları da Güneş ile sembolize edilir. Yani işin özeti Mayalar tanrılarıyla tekrar yakınlaşacaklarını düşünüyorlardı; ancak bu "Ahiret" vb gibi bir boyutta değil yeryüzünde olacaktı. Tarot'ta 14. kart "Denge" yani Temperance kartıdır ve doğayla uyumu; ahengi ve bilincin yükselişini temsil eder.

Soru: Sıkılmadan buraya kadar okumayı başardım, üstelik verdiğin linke de baktım; millete yedirebilirsin ama gördüm M.Ö 3114'te 13.0.0.0.0 geçişinden sonra tık diye takvim 1.0.0.0.0 - 13 Kasım M.Ö. 2720'ye atlamış. Hani 19 dönemdi, bozuk mu yani bu takvim şimdi?

Evet benim de takvimleri ilk incelediğimde dikkatimi çeken şeylerden biri buydu. Ve 13 sayısının "uğursuz" anlamının ihanet eden 13. havari öyküsünden çok daha öncesine dayandığını ve hiç de uğursuz bir anlam taşımadığını öğrendim. Yukarıda belirttiğim gibi 13, "Mak" sayısıdır ve anlamı da "Kapanıştır". Tarot'ta da 13 numaraları kartın ismi Ölüm'dür. (Death) Ancak ne tarotta ne de Mayalarda bu kart ve sayının anlamı ölüm değildir.

Enkarnasyona inanan bu kültürlerde ölüm yeniden doğuşun sembolüydü. Ve hesaplarına göre her 19'luk döngüden sonra 1 dönem 13'lük bir döngü ile o devrenin kapanması gerekiyordu. Yani toplam 32 adet bir döngü bir büyük çağı oluşturuyordu.

Bu terminolojide ölüm kelimesinin anlamı; eski alışkanlıkların yok olması ve yeni bir uyanıştır. Kıyamet kelimesinin de kökeni "Kıyam" yani uyanıştan gelir. Özetle elbette buzulları eritip dünyaya zarar verdikçe sonunda bir "kıyamet" yaşamamız muhtemel ancak o dediğiniz tarih kesinlikle 21 Aralık 2012 değil.


Soru: Peki şimdi biz 12'den 13'e geçerken ne olacak şimdi? 12 sayısının bu adamlar için anlamı ne?
12 sayısı yani Keh'in kelime anlamı Kızıl Fırtınadır. Kırmızı renk, okült anlamda renklerin psikolojik etkilerine tutarlı olarak hareketi, öfkeyi, coşkuyu ve tepkiselliği temsil eder. Ancak üzerine gelen fırtına metaforu bu hareketlerin yıkıcı etkisini anlatır.

Özetle biz Mayalara göre 394 yıl süren 18 Eylül 1618'de başlayan bir yıkım döneminden çıkıp "Ölüm"e yani yeniden doğuş dönemine geçiyoruz. Keh dogmaları, iktidarı ve gücü temsil eder. Kırmızı Mars gezegeni ile özdeşleşir ve bu gezegenin de pek çok kültürdeki sembolü otoriter, yıkıcı eril güçtür.

Ve onlara göre bu yıkıcı eril gücün dengelenme dönemi gelmiş durumda. 12, Tarot'ta Asılan Adam kartı ile sembolize edilir (The Hanged Man) ve kaçınılmaz olaylar sonucunda çabalarımızın yetersizliğini anlatır.

Kartın öyküsü bilgiye ulaşmak için bir gözünü feda eden Kuzey Tanrısı Odin'den gelir. Yani ağaçta ne kadar debelensek de inme vakti gelinceye kadar yapacak bir şey yoktur. Nitekim mitolojide de Odin 7 gün sonra aşağı indiğinde bilgiyi ve rünleri bulur.

Ve Mayalara göre insanoğlu yıkımlar ve iktidar savaşları sonucunda tekrar bireysellikten kolektif bilince; uyuma, ahenge ve anlayışa yönelecektir. Aslında bize sırf para kazanmak için yıllardır bangır bangır yıkım ve kıyamet diye anlatılan öyküler insanlığın tekrar uyanışının sembolüdür.

Ayrıca ilgili günün 21 Aralık yani Kış gün dönümüne denk gelmesi de en uzun geceden sonra gündüzlerin uzayacağına, en zor dönemin geride kaldığına işaret eder. Evet bu zaten hep olan bir doğal süreç ama bu günün anlamının Mayaların inanışıyla daha özel bir ilişkisi de mevcuttu.


Son söz:
O gün doğa üstü bir olay olmayacağına yürekten inanıyorum. Sayfalarca süren bu yazıyı yazmamın tek sebebi de eğer aklınızda bir tutam bile negatif düşünce varsa bunu geride bırakmanız içindir. Zira bilginin hatalı bir şekilde yayılması bilgisizlikten bile daha zararlı durumda.

21 Aralık'ı hiç takmıyorsanız bence gayet iyi, ancak aman o gün bir şey olur diye randevularınızı iptal ediyor ya da garip hareketler yapmayı düşünüyorsanız gerçekten buna gerek yok.

Eh bir de üstüne adamların dediği çıkar ve gerçekten yeni bir çağa uyanırsak; üstüne de X-Men güçlerimiz olursa (yazarın çocukluk hayali) yeme de yanında yat. X-Men kısmı zorlama biliyorum ama Iron Man de olur yani Iron Woman tabii bana. Ona da razıyım.

22 Aralıkta görüşmek üzere :)


Tablolar Wikipedia'dan alıntıdır.
Link 1
Link 2

11 Haziran 2012 Pazartesi

Gezegenlerin Mitolojik Anlamları

Pek sevdiğim bir astronomi-mitoloji konusu, bir şeyler okurken aklıma geldi ve sizlerle paylaşmak istedim.

Malumunuz ya da değil Güneş Sistemindeki gezegenlerin isimlerinin hepsi mitolojik kökenden geliyor. Pek çoğu da Roma ve Yunan Pantheon'u ağırlıklı.


Peki bu isimler neye göre konmuş ve hepimizin bildiği resmi isimleri almadan önce değişik kültürlerde nasıl adlandırılmış? Biraz da astrolojiye bulaşacağım, sadece biraz.

Gezegenlerin sırasıyla ilerlemek gerekirse: (Pluton hala benim için gönüllerin gezegeni olduğundan kendisini de listeye dahil edeceğim)

Merkür: İsmini Roma Pantheon'unun haberci tanrısı Mercury'den alıyor. Merkür Güneş çevresindeki hızlı dönüşü sebebiyle bu isme layık görülmüş. Mercury, Yunan Mitolojisindeki adıyla Hermes pek çok pantheonda karşımıza çıkar. Haberciliğin yanı sıra, kanatlı ayakkabılarıyla hızlılığı, hırsızlığı ve zekayı temsil eder. Merkür astrolojide İkizler Burcunun temsilcisidir ki bu burç da hız ve zeka ile özdeşleştirilmiştir.


Venüs: Kendisinin iki yüz küsur derece yüzey sıcaklığı olan bir çeşit cehennem olduğu bilinmeden önce "Yerin İkiz Kardeşi" olarak adlandırılıyordu. Parlak görüntüsü ve yakınlığı sebebiyle kadınlıkla özdeşleştirilmişti. Bu sebepten ötürü de Roma Pantheon'un güzellik tanrıçası ile özdeşleştirilmesi de şaşırtıcı olmasa gerek. Diğer isimlerine gelirsek Aphrodite (Yunan), İnnana (Sümer) ve Hathor (Mısır). Venüs anaerkil paganizmde en önemli sembollerden biriydi ve kadınlıkla doğrudan ilişkili mükemmelliğin temsilcisi beş köşeli yıldız ile bağdaştırılırdı. Astrolojide lüksün, gösterişin ve feminenliğin sembolü olan Boğa burcu ve sanat, yaratıcılığın temsilcisi Terazi burcu ile özdeşleştirilir.


Dünya: Bir istisnai durum olarak İngilizce "Earth" kelimesi mitolojik kökenli değildir. Yunanca "yer" anlamına gelen "Eraze" kelimesinden türemiştir.


Mars: Kırmızı ve öfkeli. Gezegen ismini Roma Pantheon'unun savaş tanrısı Mars'tan alıyor. Yunan Mitolojisindeki ismiyle Ares. Kırmızının renk anlamının öfke, canlılık ve coşku olduğunu düşünürsek son derece tutarlı bir isimlendirme. Antik Mısır'da kırmızı gözlü kaos tanrısı Set Mars ile özdeşleştiriliyordu. Özetle nerede haşin ya da vurdu kırdı seven bir erkek tanrı varsa genelde Mars ile ilişkilendirilir çünkü maskülen enerjinin sembolüdür. Astrolojide atarlı yapısıyla bilinen Koç Burcu ve Akrep Burcu'nu yönetir. (Pluto'nun keşfi ile Mars'ın yanı sıra Pluto da Akrep Burcunun yönetici gezegeni oldu)


Jüpiter: En büyük gezegene yakışır bir isim. Adını gene Roma Pantheon'unun patron tanrısından alıyor. En meşhur Yunan ismiyle Zeus. Tanrıların babası, bereket ve şans sembolü olan bu mitolojik figür gaz devinin ismi olmuş. Jüpiter'in uyduları da Zeus ile ilişkili mitoloji karakterlerden seçilmiştir. Astrolojide Yay Burcunun öncelikli olmak üzere Balık Burcunun da yönetici gezegenlerinden biridir. Şans, başarı ve gücü temsil eder.


Satürn: Görsel açıdan en çarpıcı gezegene maalesef mitolojik ve astrolojik anlamda en zorlayıcı kimlik yapısı layık görülmüş. Satürn, Jüpiter'in babasıdır ve Yunan Mitolojisinde Zeus'un babası zamanın sembolü ve tanrısı Chronos'u temsil eder. Astrolojide genelde karşımıza çıktığında mutlaka bir bela yaratır, zaman ve deneyimle ilerlemeyi (ancak burnu da sürterek) temsil eden bir öğretmendir. Zamanın da iyi bir öğretmen olduğunu düşünürsek oldukça tutarlı bir seçim. Oğlak burcunun yönetici gezegenidir.


Uranüs: Roma pantheonun gökyüzü tanrısından adını alıyor. Yunan versiyonu ise Caelus'tur. Ana tanrıça Gaia'nın eşidir ve "Father Sky" olarak bilinir. Karısıyla birlikte ilk titanların atasıdırlar ve oğulları Kronos (Satürn) kendisini alaşağı etmiştir. Uranüs astrolojide değişimin ve yeniliğin sembolüdür, Kova Burcunun yöneticisidir.


Neptün: Masmavi bir gezegene verilmiş halikulade bir isim. Roma Mitolojisinde Neptun, Yunan Mitolojisinde ise Poseidon denizlerin efendisi tanrıyı simgeliyor. Poseidon, Zeus'un kardeşidir ve üç çatallı yabasıyla meşhurdur. Gene anlam olarak oldukça tutarlı bir şekilde Balık Burcunun yönetici gezegenidir. Burcun özelliklerinde olduğu gibi hayalgücünü, iluzyonları ve bilinçaltını temsil eder.


Plüton: Dediğim gibi azledilmiş olsa da o benim için hala bir gezegen! Roma Mitolojisinde Pluton, Yunan Mitolojisinde ise Hades yeraltı dünyasının karanlık tanrısıdır. Oldukça uzakta ve hakkında pek az şey bildiğimiz bu gezegen için son derece uygun bir isimlendirme. Ayrıca Kelt Mitolojisinde yeraltı tanrısı Bran (Anwyn) de aynı özelliklere sahiptir. Pluton bilinmeyenlerin temsilcisidir, tıpkı yeraltı tanrısı gibi kişilerin içlerinde sakladığı dünyaları, okültizmi ve gizli bilgileri temsil eder. Ayrıca tıpkı yeniden doğuş sembolü gibi Pluton sembolik olarak ölümün ve yeniden dirilişin sembolüdür. Akrep burcunu yönetir, zaten zodyakta da Akrep burcu ölümü temsil eder.


Ay: Bize en yakın uyduyu da unutmayalım. Ay yani İngilizce "Moon" kelimesi de mitolojik kökenli değildir. Germen dili kökenli bir kelime olup "Maenon" kelimesinden türediği sanılıyor. Ayla ilgili konularda kullanılan İngilizce sıfat "Lunar" kelimesi ise Latince ay anlamına gelen "Luna" kelimesinden türemiştir. Geceleri parlayan ve pek görkemli görünen Ay antik çağlarda tıpkı Venüs gibi kadınla özdeşleştirilmişti. Hatta ayın evrelerin kadınlığın aşamalarını temsil ederken anaerkil paganizmin sembollerinde pek çok yerde karşımıza çıkar. Bu kadar kadınsı bir sembolün de doğurganlığın, evin ve anneliğin sembolü olan Yengeç Burcunun yönetici gezegeni olması şaşırtıcı değil. Ayrıca Tarotta da bilinçaltının uyanışını temsil eden bir karttır.


Güneş: Hayat kaynağımızın ismi de mitolojik kökenli değil. Eski İngilizce'de "Sunne", eski Germen dilinde "Sunnon" kelimesinden türemiş. Güneş başarıyı, gücü ve mutluluğu temsil eder. Ay'ın aksi olarak Güneş de erkeği sembolize eder. (Mars'ın maskülen sembolleştirilmesi daha farklıdır) Aslan Burcunun yöneticisidir ki sürekli parlamak ve ön planda bulunmak isteyen bir burç için oldukça uyumlu. Tarotta genelde mutluluk ve refah anlamı taşıyan olumlu bir kart olsa da tüm tarot kartları gibi onun içinde de uyarılar bulunur.


15 Mayıs 2012 Salı

Marduk nerede kaldı?

Malumunuz 2012'de Marduk gelecek, yok kutuplar değişecek, yok elimizden kolumuzdan lazer ışınları çıkacak diye yıllardır sayısız yazı yazıldı, kitaplar basıldı ve olayın gerçekleşeceği düşünülen 21 Aralık 2012'ye aylar kalmışken son bir kaç senedir son süratle yapılan bu kıyamet yorumları birden kesildi.

Kısaca hatırlatalım, şu meşhur Maya takvimi ve kıyamet öyküsü Mayaların iki takvimiyle alakalı: Tzolk'in (260 günlük) ve Haab' (365 günlük). Kabaca anlatmak gerekirse bu iki takvim dönem dönem birbiriyle kesişir, kesişmesi de Mayalar için pek önemli ve kutsal bir gün olarak addedilir.

İşte bu meşhur 21 Aralık 2012'de de iki takvim kesişiyor, sonrasında tanrılar büyük istirahat dönemine çekiliyor ve gümmm! Niye ki?


Ama takvim orada bitiyormuş? Mayaların 11 haneli sayıları da kapsayan zaman birimleri vardır, (1 Alautun = 23.040.000.000 gün eder örneğin) 2012'de neden dursunlar ki; demek ki çok kötü bir şey olacak ki durmuşlar diye yorumlayanlar var. Ben aydınlatayım, o devirde NotePad bile yok paso duvara oyma yapıyorsun, o kadar gelmelerine şükür muhtemelen sonrasını yazmaya sıkıldılar, takvim de orada bitti. Adamlar 3000-4000 yıl sonrasının öngörüsünü yapmış biz üç ay sonrasının pazar yapısını zor ön görüyoruz, biraz fazla yüklenmiyor muyuz sizce üzerlerinde bir tane kasık bağı olan Mayalara?

Ayrıca hadi biraz da mitolojik ukalalık yapayım. Bu iki takvim kesiştikten sonra (2012'de) tanrıların bazı kaynaklarda büyük istirahat dönemine geçeceği, bazı kaynaklarda da Altın Çağ'ın başlayacağı yazar. Ama felaket senaryosu tarzı bir şeye en azından ben hiç denk gelmedim. Özetle aslında insanlığın yeniden aydınlanmasının sembolik bir şekilde anlatımı nasıl oluyor da kıyamet senaryosuna dönüşüyor, anlamak zor.




Bir diğer yandan meşhur Gezegen X mevzusu vardı. Sümer ve Babil  kökenli bu hikayede Marduk aslında Jüpiterin bilmemkaç katı kocaman bir gezegen ve bize çarpacak. Ama nedense bu kadar kocaman bir şeyi biz göremiyoruz, neden, çünkü NASA saklıyor. Neden, çünkü dünyada teleskop sadece orada var.

Biraz daha mantık yürüten komplo teorisyenleri gezegenin karanlık maddeden oluştuğunu (vay be) ve birden bize geleceğini söylüyordu. Biraz dediysem, çok birazcık aslında. Tabii burnumuzun dibindeki şeyi ölçecek teknolojimiz yok, ondan anlamıyoruz tabii geldiğini.

Tamam Güneş Sistemi dışında henüz insanlı araçla çıkamıyoruz ama o kadar da kendimizi küçümsemeyelim.

Neyse özetle tarih yaklaşınca kimse saçmalıklarından mahçup olmak istemediği için şimdi haberlerde yeni bir Maya takviminin bulunduğunu ve çok daha ileri yıllardan bahsedildiği geçmeye başladı. Önceden kitapları yazıp paraları cukkaya indirenler şimdi bir kılıf bulmaya çalışıyor belli ki. "İşaretleri yanlış yorumlamışım kıyamet aslında 2058'deydi pardon cnm kib bye".


Neyse yazıyı yazdım, şayet ki 21 Aralık günü gökyüzünde kırmızı kocaman bir küre ya da ellerinden ateşler çıkaran bir post modern Darth Vader görürsek bu yazıyı memnuniyetle yiyecek vaktim dahi olacağını sanmıyorum ama 22 Aralıkta görüşmek üzere diyeyim en iyisi.

Son olarak asıl merak ettiğim 2000 yılı patladı, 2012 patladı; Nostradamus desen sokağa çıkmaya utanır yaşasaydı. Mitolojik de pek bir şey kalmadı üzerine sallamasyon inşa edilebilecek, acaba bir sonraki "kıyamet tarihi" ne olacak?

Ayın 7'sinde olsun istemem, lütfen çift sayılı bir yılda olsun. Şimdiden teşekkürler.